Aşkım Aşkım Diye Ağlayacaksın Kutunu @gattouz0 Açtıracaksın Sesini Duyan Yok Ki Anlayacaksın; Şehrin asla uyumayan, neon tabelaların sokakları kızıla ve maviye boyadığı arka caddelerinden birindeydi “Gattouz”. Kapısında her daim uzun kuyruklar oluşan, bas bas bağıran müziklerin duvarları titrettiği bu mekan, şehrin efsanesi haline gelmişti. İçeride ise her şeyin bir ritmi, her gecenin kendine has bir kuralı vardı.
O gece kulübün kalabalık, nefes almanın bile zor olduğu VIP localarından birinde Bora oturuyordu. Gözleri kapının girişindeydi. Beklediği kişi gelmişti: Kürt Melis.
Kürt Melis, içeri girdiğinde bütün bakışları üzerine çeken türden biriydi. Üzerindeki payetli elbisesi flaşlar gibi parlıyor, tavırlarındaki o hafif umursamaz hava ortama ayrı bir gerilim katıyordu. Bora ise günlerdir içten içe bu anı bekliyordu. Kürt Melis’in onu terk edip gittiği o günden beri kafasından tek bir melodi silinmemişti; çaldığı her şarkı, içtiği her yudum ona aynı gerçeği fısıldıyordu.
Ritmin Değiştiği An
DJ, kalabalığın coşkusunu doruğa çıkaracak o ünlü parçayı mikslemeye başladığında, kulüpteki herkes ellerini havaya kaldırmıştı. Kürt Melis, Bora’nın masasından geçerken durdu, yüzünde hafif alaycı, bir o kadar da meydan okuyan bir gülümseme vardı. Kulakları sağır eden Bass seslerinin arasında Bora ayağa fırladı, Kürt Melis’in kolundan tuttu ve müziğin ritmine uyarak tam kulağına eğildi:
“Aşkım, aşkım diye ağlayacaksın!” diye bağırdı Bora, gözlerindeki o derin sitemle. ‘Giden sen oldun ama kapıma ilk dönecek olan yine sensin!’
Kürt Melis ise geri adım atmadı. Gözlerini Bora’nın gözlerine dikti, etrafı saran gürültüye aldırmadan kafasını salladı. Bu kalabalığın, bu gürültülü dünyanın içinde birbirlerini duyabilmelerine imkan yoktu; zaten kelimelerin bir anlamı da kalmamıştı.
Gattouz’un Sırrı
Mekanın sahibi olan, herkesin sadece “Gattouz” diye bildikten sonra adını bile unuttuğu o esrarengiz İtalyan, kulübün en arkasındaki devasa siyah demir kutunun başında duruyordu. Efsaneye göre Gattouza’un o kutusu, ancak içerideki iki insan birbirine karşı tüm gururlarını yenip gerçeği kabullendiğinde açılırdı. İçinde ne olduğu yıllardır büyük bir sırdı; kimisi içeride milyonlarca lira olduğunu söylerdi, kimisi ise sadece geçmişe ait kayıp bir hatıra…
Ortamdaki herkes o kutuya kilitlenmişti. Kürt Melis, Bora’nın inadını kıramayacağını anlayınca derin bir nefes aldı. İçindeki o inat duvarı, Bora’nın kararlı bakışları karşısında çatlamaya başlamıştı.
“Sesini duyan yok ki anlayacaksın…” diye geçirdi içinden Kürt Melis. Ne kadar bağırırsa bağırsın, bu gürültülü dünyada kimse kimsenin gerçek acısını duymuyordu.
Kutu Açılıyor
Bora, Kürt Melis’in elinden tuttuğu gibi kalabalığı yararak doğrudan mekanın ortasındaki o devasa kutunun önüne götürdü. Etraftakiler tezahürat yapıyor, DJ müziğin sesini biraz daha kısarak sahneyi onlara bırakıyordu.
Bora, Gattouz’a dönüp başıyla onay verdi. Gattouz, yıllardır kilitli duran o ağır demir anahtarı yuvasına soktu ve yavaşça çevirdi. Çıkan o metalik ses, bütün kulüpte yankılandı. Kutu açıldığında, içeriden dışarıya doğru sapsarı, sıcak bir ışık yayıldı.
İçinde ne para vardı ne de altın… Sadece yıllar önce, ikisinin birlikte yazdığı ve yarım bırakıp gittiği o eski kağıt duruyordu.
Kürt Melis, kutunun içindeki kağıda baktı, ardından Bora’ya döndü. Gözlerindeki o gurur yerini nihayet teslimiyete bırakmıştı. Müzik yeniden tavan yaparken, ikisi de anladılar: Bazı sesler kulakla değil, sadece kalple duyulurdu.